SimÇağ Toprak Tahlil Laboratuvarı
Toprak Tahlili, Yaprak ve Sulama Suyu Analizi Laboratuvarı

Ziraatçılar Derneği'nin 2012 Tarım Sektörü Değerlendirmesi

TwitterFacebook

Ziraatçılar Derneği?nin 2012 Tarım Sektörü Değerlendirmesi

Türkiye Ziraatçılar Derneği bir açıklama yaparak 2012 Tarım Sektörü Değerlendirmesini yaptı.Derneğin bu açıklamada değindiği noktalar şöyle:

Türkiye 62 milyar dolarlık tarımsal hasılası ile dünyanın yedinci büyük tarım ülkesidir.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, Türkiye fındık, kayısı, incir, kiraz, vişne, ayva ve haşhaş tohumu olmak üzere yedi ürünün üretiminde dünya sıralamasında başı çekerken, toplam 6 üründe ikinci, 8 üründe ise üçüncü yer sırada yer almaktadır.

Türkiye domatesinde aralarında bulunduğu  6 üründe dünya dördüncüsü, şeker pancarı, çay, patlıcan, böğürtlen, keçiboynuzu, zeytin ve vanilyadan oluşan yedi üründe dünya beşincisi; üzüm, kuru soğan, şeftali ve aspir üretiminde ise altıncı sıradadır.

TARIMSAL BÜYÜME ORANI DÜŞTÜ

Türkiye'de 2011 yılında yıllık büyüme oranı yüzde 8.5 olarak gerçekleşmişti.

2011'de tarım sektöründe büyüme ise yüzde 5.2 ile son 5 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştı.

Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 3,3  ikinci çeyreğinde yüzde 2,9 olmak üzere 2012 yılının ilk altı ayında yüzde 3.1 büyüdü. Tarım sektöründeki büyüme ise yüzde 4.2 oldu.

Bu rakamlar 2012 yılında ekonominin büyüme oranı yarıdan fazla düşerken tarım sektörünün bu düşüşten daha az etkilendiğini ve ekonominin genelinin üzerinde bir büyüme oranını sağladığını gösteriyor. Bu kuşkusuz olumlu ve tarım sektörünün ekonomi içindeki olumlu rolünü ortaya koyan bir gelişmedir.

BÜYÜME BORCA DAYALI OLARAK GERÇEKLEŞTİ

Ancak gerek Türkiye ekonomisinin geneli gerekse tarım sektörü açısından bakıldığında, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da mevcut büyüme rakamlarının yüksek oranlı borçlanmaya dayalı olduğu gözleniyor.

Tarım işletmeleri açısından bakıldığında banka kredi borçları, enerji borçları, Tarım Kredi borçları, ve kredi kartı borçlarının artmaya devam etmektedir. 2011 yılı içinde Torba Yasa kapsamında çiftçinin Ziraat Bankası'na olan borçları yeniden yapılandırıldı. Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği tarafından çeşitli ödeme kolaylıkları sağlandı. Elektrik borçlarında yeniden yapılandırmaya gidildi. Bu önlemlerle 1.5 milyar TL civarında borç faizi silindi. Ayrıca 60 ilde tabii afetlere maruz kalan çiftçinin, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri'ne olan borçları 1 yıl süreyle ertelendi.

Buna rağmen borç sorununun çözülemediği, banka kredi kartları ve elektrik borçlarının ise daha ciddi bir hal aldığı görülmektedir. Örneğin sulama abonelerinin 21 elektrik dağıtım şirketine ana para toplam borcu yaklaşık 2.1 milyar TL, faiz tutarı ise 1,8 milyar TL'ye ulaşmıştır.

Çiftçimizin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları  2012 yılı itibariyle 22 milyar 300 milyon liraya yükselmiş, 10 yıl öncesine göre 42 kat artmıştır. Çiftçinin bankalara olan kredi borcu ise geçen yıl sonu itibariyle 32 milyar TL'ye ulaşmıştır.

ÇİFTÇİ EKONOMİSİ YİNE AÇIK VERDİ

Bu durumda akla hemen şu soru gelmektedir: Madem ekonominin ve tarım sektörünün durumu iyi o zaman neden çiftçilerin borcu artıyor' Acaba çiftçiler kazançları iyi olduğu halde borçlarını ödemek istemiyorlar mı'..

Gerçek şu ki, mesele çiftçilerimizin borçlarını ödemek istememesi değildir. Nitekim, tarım kredisi borç ödemelerinde geri dönüş yüzde 99 oranındadır. Geri dönüş oranı bu kadar yüksek olduğu halde borcun sürekli artmasının nedeni büyük ölçüde borcun borçla ödenmesidir. Çiftçilerimizin sürekli borçlanmak zorunda kalmalarının nedeni ise, üretim faaliyeti sonunda çoğu zaman yaptıkları yatırımın ve harcadıkları emeği n karşılığını alamamalarıdır.

Rakamlara bir göz attığımızda bu tabloyu daha açık görebiliriz:

2012 yılında girdi fiyatlarındaki artış şöyledir:

Gübre Fiyatları

  Yıl   (Ton/TL)         2011     2012           artış %

Amonyum Sülfat         540       760             40.7

Üre                            850      1310             54.1

DAP                        1430      1520               6.2


Mazot Fiyatları

2011 (Kasım)                  2012                 artış %

3.80 TL/Litre               4.27 TL/Litre          12


TÜİK rakamlarına göre, 2012 yılında on iki aylık ortalama endeksinde Tarım sektörü üretici fiyatlarındaki artış ise  yüzde 7,85 oranında olmuştur.

Görüldüğü gibi en temel girdiler olan gübrede mazotda tarımsal üretici fiyatlarının çok üzerinde bir artış gerçekleşmiştir.

HAYVANCILIKTA DA BENZER BİR TABLO

Hayvancılık açısından bakıldığında da benzer bir olumsuz tablo ile karşılaşıyoruz:

Bu olumsuz tablonun en başta gelen etkeni 3 yıllık et ithalatı politikasıdır. Bu politika sonucu üç yılda doğrudan 3 milyar dolar kaynağı dışarı gönderdik. Bu ithalat nedeniyle yerli besicilerin uğradığı zarar ise 5 milyar lira olarak tahmin ediliyor.

Son üç yılda hayvancılığa verilen destek de 5 milyar civarında. Türkiye'de tarıma ayrılan destekleme bütçesinden hayvancılığa ayrılan payın son yıllarda yükseldiği bir gerçektir. Ancak hayvancılığa aktarılan fonun diğer tarım kesimlerinden kesildiği de bir gerçektir. Bu dönemde hayvancılık kredilerindeki artış da hayvancılıktaki kan kaybını bir ölçüde hafifletmiştir.

Bu destekler sayesinde son iki yıldır, ithalatın yarattığı olumsuz ortama rağmen hayvan sayısı ve verim oranında bir artış sağlandı. Rakamların da gösterdiği gibi besicilerimiz ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz adeta sinekten yağ çıkarırcasına en küçük imkanları değerlendirerek üretimi sürdürme konusunda direniyor ve başarılar da elde edebiliyorlar.

TÜİK rakamlarına göre 2008 yılında büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,58 azalarak, 10 milyon 946 bin 239'a düşmüştü. Büyükbaş hayvanlardan sığır sayısı yüzde 1,60 azalarak 10 milyon 859 bin 942 baş olmuştu.

2010 yılından başlayarak desteklerin artması nedeniyle bir önceki yılla kıyaslandığında büyükbaş hayvan sayısı yüzde 6 artarak 11 milyona, küçükbaş hayvan sayısı ise yüzde 9 artarak koyun 23 milyon keçi 6 milyona çıktı.

2011 yılı rakamlarına göre artış devam ederek büyükbaş hayvan sayısı yüzde 9 artışla 12 milyon 484 bin, koyun sayısı 25 milyon 31 bin, keçi sayısı 7 milyon 277 bin oldu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın verdiği rakamlara göre büyükbaş hayvan sayısı son 10 yılda yüzde 25 artmış görünüyor. Bu durum, yukarıda belirttiğimiz önlemler alındığı ve kararlı bir biçimde uygulandığı takdirde ülkemizdeki et açığının kapatılabileceğini gösteriyor. Ancak bu önlemler gerçekleştirilemezse geçtiğimiz yıllarda DPT tarafından yapılan bir projeksiyona göre  2015 yılında ülkemizde 170 bin ton civarında bir et açığı oluşacak.

ET AÇIĞINI KAPATMAK İÇİN EN ACİL ÖNLEM ET VERİMLİLİĞİNİ ARTIRMAK

Türkiye'de hayvan verimliliğinde bir artış olduğunu belirttik; ancak bu artış gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı kapatmaktan uzak.

Türkiye'deki işletmelerin yüzde 72'sinde 1-4 baş hayvan bulunuyor. Dolayısıyla bu hayvanlar yeterince verimli olamıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO'nun 2004 yılı verilerine göre, AB ülkelerinde ortalama karkas verimi 278,2 kg,  koyun ve kuzu karkas verimi 14,8 kg seviyesinde. Türkiye'de ise sığır ve dana karkas verimi 180 kg, koyun ve kuzu karkas verimi 18 kg. idi.

DSYBM 2010 yılı kayıtlarına göre ülkemizde 1.8 milyon baş sığır kesiliyor. Ortalama karkas et verimi 217 kg. Karkas verimliliğindeki artışta en önemli unsur kültür ırklarının geliştirilmesi.

Genellikle bu kültür ırklarının yetiştirildiği 150 bin soy kütüklü işletmede ortalama inek sayısı 11 baş, ortalama sığır sayısı 24 baş.

Soy kütüklü işletmelerde 1.7 milyon baş inek, ön soy kütüklü işletmelerde 2.0 milyon baş inek olmak üzere modern diyebileceğimiz bu işletmelerde toplam 3.7 milyon baş kasaplık sığır bulunuyor.

Süt inekçiliğine bir göz atarsak: Ülkemizde 4.3 milyon baş civarında süt ineği var. Bunların 1 milyon 627 bine yakını kültür ırkı.  Bunlardan 6 milyon 309 bin ton süt alınıyor. Süt verimi inek başına 3.880 kg. Ayrıca 1 milyon 787 bin baş melez, 950 bin civarında da yerli ırk süt ineği var. Melezlerde süt verimi inek başına 2.720 kg. yerlilerde ise 1.320 kg. Yani bir melez inek yerli ineğin iki katı, bir kültür ırkı ise üç katı süt veriyor.

HAYVAN KAÇAKÇILIĞI ÖNLENEMEZSE ALINAN ÖNLEMLER BOŞA ÇIKAR

Türkiye'de hayvancılığın geliştirilmesi için önlemler düşünülürken son aylarda ülkemizin Doğu ve Güneydoğu sınırlarından yapılan hayvan kaçakçılığında görülen olağanüstü artış bu çabaları baltalayacak bir etken olarak artaya çıktı.

Bu bölgelerde üretici geçen yıl 500-600 liraya sattığı koyunu şu anda 300-350 liraya satamıyor. Geçen yıl 10-11 liradan satılan canlı hayvanın kilosu, şu anda 6-7 liraya alıcı bulamıyor.

Özellikle Şanlıurfa ve Gaziantep civarında stoklanmış hayvanlar o bölgelerden başka bölgelere aktarılmaya çalışılıyor.

Ancak bu hayvanlar küpesiz ve sağlık belgesiz olduğundan en azından bir bölümü yakalanarak el konuluyor. Yakalananlar daha çok bu hayvanlar. Kaçak hayvanları aklamak için artırılan çabalara karşı resmi makamlar küpe işini sıkmaya çalıştığı zaman bu gerçek üreticinin de mağdur olmasına yol açıyor. Bölgede hayvanını değerine satamayan üretici kayıtdışı hayvanını başka bölgelere aktarmaya çalıştığı zaman bir de bu açıdan zarara uğruyor. Kim üretici kim kaçakçı ayırt edilemez hale geliyor.

Bu durum, 2012 yılı içinde hayvancılık açısından en olumsuz etkenlerden biri olarak ortaya çıktı; gerekli önlemler alınmazsa önümüzdeki yıl için durum daha da kötüye gidebilir.

HAYVANCILIĞIN KANAYAN YARASI: YEM FİYATLARI

Hayvancılıkta en önemli girdi yemdir. Bir süt ineğinin günlük ortalama yem maliyeti 10 TL civarındadır. Ancak bu yıl samanın kilosu yüzde 400 oranında arttı. Bu miktar ayda 45 lira, kesim dönemi olan 10'uncu aya kadar da 450 lira olarak hesaplanıyor. Oysa geçen yıl besicinin saman ihtiyacı için hayvan başına yaptığı masraf 100 lira seviyesindeydi. Ortalama 4 bin liraya satılan bir hayvan için yapılan 450 liralık saman harcaması yüzde 8'lik ek bir maliyet anlamına geliyor. Saman yalnızca bu sorunun bir parçası. Örneğin yoncanın geçen yıl 35-40 kuruş olan kilogram fiyatının bu yıl 65-70 kuruşa çıktı. Yani yüzde yüze yakın zamlandı.

Hayvancılıkta asıl sorun yem açığının kapatılması. Türkiye'de 12 milyon tonu çayır mera, 18,3 milyon tonu yem bitkileri ekilişleri, 13,3 milyon tonu silaj yapımı, 5 milyon tonu bahçe içi otlak, 10 milyon tonu da sap, saman, anız artıkları olmak üzere 58,6 milyon ton kaba yem üretiliyor. Ülkenin yıllık 57 milyon ton kaba yem ihtiyacı dikkate alındığında, kaba yem açığı yokmuş gibi görünüyor. Oysa, sap, saman, anız artıkları ile bahçe içi otlaklarının kaliteli kaba yem olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında yem açığı 13-14 milyon ton olarak tahmin ediliyor.

ÜRETİM RAKAMLARI

TAHILLARDA, PAMUKTA VE ŞEKERPANCARINDA ÜRETİM AZALDI

TÜİK rakamlarına göre 2012 yılının ilk tahmininde bir önceki yıla göre tahıllarda yüzde 5,2 oranında azalış, sebzelerde yüzde 1,4 ve meyvelerde yüzde 6,4 oranında artış gözleniyor. 2012 yılında üretim miktarlarının yaklaşık olarak tahıl ürünlerinde 33,4 milyon ton, sebzelerde 27,9 milyon ton ve meyvelerde 18,3 milyon ton olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Bir önceki yıla göre buğday üretiminin yüzde 7,8 oranında azalarak 20,1 milyon ton, arpa üretiminin yüzde 6,6 oranında azalarak 7,1 milyon ton, çeltik üretiminin yüzde 2,2 oranında azalarak 880 bin ton olması beklenirken, dane mısır üretiminin yüzde 9,5 oranında artarak yaklaşık 4,6 milyon ton olması öngörülmektedir.

Bilindiği gibi, Türkiye'nin buğday ihtiyacı 18 milyon ton civarındadır. Bu açıdan bu yıl da bir üretim açığı olduğu söylenemez. Ancak buğdayda en önemli sorun kalite sorunudur. Kalite sorunu nedeniyle ülkemiz önemli ölçüde buğday ithalatı yapmaktadır. Bu ithalatı DIR çerçevesinde ihracat amaçlı bir ithalat olarak göstermek gerçekçi değildir; çünkü Türkiye son 5 yılda buğday ithalatı için 5.2 milyar dolar ödeme yaparken, un ihracatından ancak 3.1 milyar dolar gelir elde edebilmiştir. Başka bir deyişle açık 2.1 milyar dolar olmuştur.

Baklagillerin önemli ürünlerinden nohutta yüzde 9,7, kırmızı mercimekte yüzde 7,9 oranında artış beklenmektedir. Yumru bitkilerden patatesin yüzde 3,9 oranında artış göstererek yaklaşık 4,8 milyon ton olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Yağlı tohumlardan ayçiçeği üretiminin yüzde 2,6 oranında artarak yaklaşık 1,4 milyon ton olması öngörülmektedir.

Pamuk ve şekerpancarı üretiminde ise bir gerileme söz konusudur. Kütlü pamuk üretimi yüzde 10,9 oranında azalarak 2,3 milyon ton, şeker pancarı üretimi yüzde 2,3 oranında azalarak 15,8 milyon ton olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Yaş çay üretiminin yüzde 2,5 oranında azalarak 1,2 milyon ton civarında gerçekleşmesi beklenmektedir.

ÇAY KAÇAKÇILIĞI KORKUTUYOR

Bu durumun ülkemizde büyük bir sorun halini alan çay kaçakçılığını artıracağı kuşkusuzdur.

İşin ilginç yanı Türkiye kuru çay üretimi bakımından dünyada 5'inci sırada yer almaktadır.

Bu kadar güçlü olduğumuz bir üründe neden kaçak sorunu ile baş edemiyoruz'..

Neden yine aynı: girdi maliyetlerindeki artış. Üretim maliyetlerinin yükselmesi ve rekabet imkânının azılması.

Çayda en önemli iki girdi kimyasal gübre ve insan emeğidir'

Kimyasal gübreye geçen yıl yüzde 60 zam geldi. Yaş çay alım fiyatında bu yıl yapılan artış ise yüzde 10.

Bu durumda üretimin azalması ve kaçakçılığın artması bir sonuçtur. Nitekim yıllara göre rakamlara baktığımızda 2011 yılında yakalanan kaçak çay miktarının bir önceki yılın neredeyse iki katı olduğunu görüyoruz. Bu rakamın 2012 yılı sonu itibariyle daha da yüksek olacağı açıkça görülmektedir.

Kaçak çayda da halk sağlığı meselesi önemlidir. Bu çaylar piyasanın en kalitesiz ve yetiştikleri iklim nedeniyle yoğun kimyasal haşere ilacı kullanılan çaylardır. Bunlar hiçbir denetimden geçmeden geliyor.

MEYVE SEBZE SEKTÖRÜ ÖNEMİNİ KORUYOR

ÜRETİM 2012 YILINDA BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE ARTTI

TÜİK tarafından açıklanan tahmini rakamlara göre, 2012 yılında sebze ürünleri üretim miktarı bir önceki yıla göre yüzde 1,4 oranında artarak yaklaşık 27,9 milyon ton olması beklenmektedir. 2012 yılının ilk tahmininde meyve ürünlerinin üretim miktarının da bir önceki yıla göre yüzde 6,4 oranında artarak yaklaşık 18,3 milyon ton olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Böylece 2012 meyve sebze üretiminin 46.2 milyon ton olması öngörülmektedir.

Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında 2012 yılında bir önceki yıla göre, elmada yüzde 9,8, kayısıda yüzde 16,9, erikte yüzde 10,5, kirazda yüzde 9,6 ve zeytinde yüzde 8,6 oranında artış tahmin edilmektedir.

Turunçgil meyvelerden mandalinada yüzde 2 oranında artış, limonda ise %3,9 oranında azalış beklenmektedir.

Sert kabuklu meyvelerden fındıkta %53,5, antep fıstığında %33,9 oranında artış beklenmektedir.

SEBZE MEYVE İHRACATI TEHLİKE SİNYALLERİ VERİYOR

Türkiye'de 2011 yılında 4 milyon 71 bin 195 ton meyve sebze ihracatı yapılmıştı. Başka bir deyişle meyve sebze üretimimizin yaklaşık yüzde 10'unu ihraç etmiştik. Geçmiş yıllarla kıyaslandığında azımsanmayacak bir artış gerçekleşmişti.

Aynı yıl ihracat karşılığında 4 milyar 979 milyon dolar ihracat geliri sağlamıştık.

2012 yılı Eylül ayı itibariyle kesin olmayan rakamlara göre, ihracatımız 2 milyon 409 bin 180 tondur.

İhracat karşılığında elde ettiğimiz ihracat geliri ise 3 milyar dolara yakındır (2 milyar 949 milyon 316 bin dolar).

Eğer gelişmeler normal seyrini izleseydi, mevsim sonu itibariyle artacak olan ihracatın miktar ve gelir olarak geçen seneki düzeyi yakalayabileceği tahmin edilebilirdi. Ancak, yaşadığımız gelişmeler, bu konuda fazla iyimser olmamıza imkan vermiyor.

Meyve sebze ihracatımızın en büyük bölümü, üçte birine yakın bir bölümü Rusya Federasyonuna yapılmaktadır.

Bunun yanı sıra Irak ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerine önemli bir oranda ihracat yapıyoruz. Ancak bu ihracatın büyük bölümü Suriye üzerinden gerçekleşmektedir. Her ne kadar Suriye'nin ihracatımızdaki yeri çok önemli değilse de, yaşanan olayların ardından Suriye sınırının meyve sebze nakliyesinde esas araç olan TIR trafiğine kapanması Ortadoğu kanalının önemli ölçüde tıkanması anlamına gelmektedir. Bu yola alternatif olarak Mısır ve İsrail üzerinden Ro-Ro seferleri ile ihracat yapmak hem maliyetleri artırması hem de nakliye süresini uzatması açısından dayanıksız ürünler olan sebze meyve ürünleri için uygun değildir.

Son gelişmeler üzerine Rusya Federasyonu ve Irak ile ilişkilerin gerginleşmesi de ihracatımızın geliştirilmesi açısından endişe verici bir faktör olarak görünmektedir.

Bu nedenlerle, meyve sebze ihracatında geçen seneki rakamların tutturulmasının bile bir başarı olacağı görülmektedir.

İthalatımıza gelince'

2011 yılında sebze meyve ithalatımız 912 bin 539 ton olmuştu.

Bu ithalat karşılığında 761 milyon 764 bin dolar kaynak harcamıştık.

Bu yılın Eylül ayı itibariyle elde edilen geçici ithalat rakamlarına göre ithalatımız 413 bin 624 tondur.

İthalat karşılığı harcadığımız kaynak ise 477 milyon 625 bin dolardır.

Bu rakamlar ithalat miktarının düştüğü ve ithalata daha az kaynak harcadığımız anlamına gelmektedir. Bu olumlu bir gelişmedir. Umarız, yılın son aylarında ithalatta büyük artışlar olmaz ve bu rakamlar geçen yılki rakamlar düzeyine tırmanmaz.

İRAN'DAN LAHANA, İSPANYA'DAN MARUL, İTALYA'DAN ISPANAK, ABD'DEN FINDIK İÇİ İTHAL EDİYORUZ

Aslında rakamlar analiz edildiğinde, ithalat rakamının daha aşağılara çekilebileceğini göstermektedir. Bunun için ülkemizde bol bol yetiştirilen bir çok ürünün dışarıdan ithalini engelleyecek yöntemler geliştirilmesi yeterli olacaktır. Örneğin Ukrayna Tarım Bakanı geçtiğimiz günlerde katıldığı bir konferansta kendi ülkelerinde de benzer bir gelişme olduğuna dikkat çekerek, 'Görevimiz, egzotik meyveler dışında, ülkemizde üretilen sebze ve meyvelerin ithalatını durdurmaktır' dedi. Biz de ülkemiz için üretim açığı olmayan ürünlerde ithalatın bir şekilde engellenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Nitekim, bizim ülkemizde de üretim açığı bir yana önemli ölçüde ihraç ettiğimiz bir çok ürün halen dışarıdan ithal edilmektedir.

Örneğin:

2012 yılı ithalat kalemlerine baktığımızda;

Çin'den fasulye, İtalya'dan ıspanak, ABD'den fındık, Güney Afrika'dan satsuma mandalini, Şili'den sofralık üzüm, İran'dan karpuz, İtalya ve Şili'den elma, Kosta Rika'dan kavun, İtalya'dan kuru üzüm, Türkmenistan'dan portakal, Arjantin'den limon, Bulgaristan'dan nar, Çin'den kayısı ve kuru sarmısak, İran'dan kuru kayısı, yine İran'dan lahana ve İspanya'dan marul ithal ettiğimizi görüyoruz.

Bu ürünlerin hangisi ülkemizde yetişmiyor? Hangisinde üretim açığımız var?

Üretim açığını bir kenara bırakın fındık gibi dünyada bir numara olduğumuz bir üründe bile ithalat yapıyoruz.

Kaldı ki, üretim açığımız olduğu için ithalat yaptığımız bir çok üründe de küçük bir destekle bu açığı kapatmak mümkündür. Ülkemizdeki iklim ve ürün çeşitliliği bu olanağı bize sağlamaktadır. Bunun gerekli olan tek şey üreticiye destek olmaktır.

TARIMSAL DESTEKLER YETERSİZ

Ülkemizde 2012 yılında tarıma 7,5 milyar lira destek verilmişti. 2013 yılının bütçesinde çiftçiye ayrılan destek miktarı ise 9 milyar lira olarak belirlendi. Bu yüzde 20'lik bir artış anlamına geliyor. Bu artış geçmiş yıllarla kıyaslandığında olumlu olsa da Türkiye'de tarıma verilen desteğin yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bir örnek vermek gerekirse, buğday üreticisinin dekara yaptığı mazot harcaması 56 TL'dir. Buna karşılık  mazot desteği olarak aldığı prim 4 TL'dir. Yani destek yapılan masrafın sadece yüzde 7'sini karşılıyor.

Ülkemiz tarımında yılda  3.5 milyar ton mazot kullanılmaktadır. Bu mazotun ÖTV ve TDV'si yaklaşık 9 milyar TL tutmaktadır. Başka bir deyişle, bütçeden tarıma destek olarak bu yıl ayrılacak olan 9 milyar TL'nin tamamı önümüzdeki yıl çiftçinin ödediği mazot parasından alınan ÖTV ve KDV olarak geri alınacaktır. Bu durumda gerçek bir destekten söz etmek mümkün değildir.

Türkiye tarımının en büyük sorunu girdileri ucuzlatarak ya da sübvanse ederek ürün maliyetlerini düşürmek, destekleri artırarak tarıma destek olmak ve üreticiyi dış rekabetten korumaktır.

Bunlar yapıldığı takdirde Türkiye bugün tarımda sağladığı başarılara çok daha fazlasını ekleyecek güçtedir.

Kaynak: çiftlikdergisi